İrfan Yıldız Beşlioğlu
(Bilanço: 2002- 2010)
Ben, Küçük Esnafım: Ahlâkım Ahi… Seneler geçse dahi, onurlu emeğim hep dâhi!
Saramadım yaralarımı. Bir şey oldu, anlamadım. Direksiyonda uyumadım; lâkin!!
Ben, Küçük Esnafım: Çekicim, pulanyam, hızarım, atölyem var. Tornavidam, yıldızlı anahtarlarım var. Hiçbirini çalmadım. Hepsi alınterim, emeğim. Ya köyden tarla sattım, ya borç bilezik topladım, akrabayı taallukattan. Ödedim belki beş, belki on yılda. Usta derler bana. Ahmet Usta, Mehmet Usta, Ali Usta, Zeki Usta. Usta deyince kabarır göğsüm. Çırak oldum, kalfa oldum, öğrene öğrene usta oldum. İş yaptım. Ehli namus, ehli Müslim… Ahi onuruyla iş yaptım. Düşmedi taktığım cıvata. Bükülmedi çaktığım çivi. Şaşmadı aldığım ölçü. Ben Onur Ustayım Sanayi’de, Şeref Usta. Ben hakkıyla yaptım işimi. Canıma taktım dişimi. Kimimiz kiracı hâlâ. Kimim Allah’a şükür mal sahibi. Temiz ve doğru insanlarız biz. Çalmayız, kapmayız, aldatmayız. Arızaya arıza, sağlama sağlam deriz. Müşteri veli nimetimizdir, kandırmayız. Gerekirse, siftahsız iş kapatır, yalandan iş çıkarmayız. Alınteri mübarektir, çekiç sesi, torna sesi. Emeğimizdir, yeteneğimizdir bizim. Eserler yaratırız doğadan aldığımız haşmetle. Ve helal ekmek götürürüz evimize, güneş altında çektiğimiz zahmetle… Ne var ki, bir haller oldu bize. İyice sersem ettiler bizi.. İçmeden sarhoş ettiler… Biz ki ehli namus, borç namus, ehli İslâmız. Borçtan utanırız. Ahi terbiyemizle, işimize müptelayız. Gelgelelim, bir şeyler oldu bize, bizi kendimizi tanıyamaz ettiler. Biz yabancı olduk kendimize, bıraktık işleri, düştük borcumuzun derdine…
Bize müşteri gelirdi, gelmez oldu. Traktörler, patozlar, patpatlar, lombardinler… Münibüsler, jeepler, kamyonetler, kamyonlar? Nerde terek, dolap yaptıranlar?… Nerde masa, koltuk yaptıranlar?… Müşteriler gelmez oldu, veresiyeci borcunu ödemez oldu… Düştük bankaların eline… Ve dahi tefecilerin… Senetlerimiz, çeklerimiz geçmez oldu. Biz ki, sözü senettik. Biz ki selamdan güçlü ses bilmezdik. Bir selamla mallarımız gelirdi taa İstanbul’dan, İzmir’den, Ankara’dan… Şimdi çifte kefil yetmez oldu…
Ben küçük esnafım. Kesildi dükkânda suyum, elektriğim, telefonum… Adliye yolu bilmezdim, İcra’da gedikli oldu adım. İsmi âlimi yazdılar bankaların kara listesine.. Ve demirbaş oldum, icra’nın borçlular künyesine…
Ve artık, çıkmaz oldum telefonlara… Dükkânımda duramaz oldum… Çırak –kalfa olmasa, dükkânı bile açamaz oldum. Sorarlarsa, Usta çarşıda… Sorarlarsa, Usta hasta deyin…
Kalmadı bende sağlam beyin…
Dükkânımda bir tatlı çay içemez oldum. Tavşan kanı muhabbeti yapamaz oldum.
Akşamüstü komşumla, iddialı bir tavla atamaz oldum… N’oldu bana? Bize n’oldu? Başımıza yıldırım düşmedi ya! N’aaptılar bize? Çekiz sesi gelmiyor Sanayiden… Dükkânlar kapanıyor aniden… Ne peşin satan var, ne veresiyesini alan… Kalmış kala kalan… Dükkânların 50 yıllık, 60 yıllık ustaları… Esnafın yüz akları… Ben, Küçük Esnafım, saramadım yaralarımı…. Biri cevap versin! N’oldu bana sahi?! Benim, 60 yıllık itibarlı ustalığım, kılçığı kadar kaldı balığın… Böylece, Sanayiye çöktü bir gündüz karanlığı… İcra’da bağırıyorlar; yok mu alan, yok mu alan? Velhasıl kelâm… Bizi bizlikten çıkaran… Bizi aczü fakru zarurete düşüren elan… Bizi müzayakaya düşürüp mezatta satan… Bize, oylarımızla hükmeden… Ekonomiyi, toplumu yöneten… Bütçeyi sevk ve idare eden… Bizden alıp başkasına veren… Hükümet gelsin beri… Görsün ki, bizde kaldı, bir kemik bir deri… Hükümet, hükümet… AKP denen Hükümet… Biz aktık… Bir de baktık, olmuşuz kara… Ey AKP’li Hükümet… Bize bunu izah et! Oylarımızı kaptın, neden bize bunu yaptın… Hakkımızı alıp n’aaptın?! Bırak masalları… Biz okuduk Sanayi üniversitesinde… Biliriz siyasetin ve demokrasinin dilini… Sandık gelince uzatırsın elini… Fatura, irsaliye, makbuz, fiş… Borç listesi, haciz listesi…Takanaklar, takanaklar… Sandık gelsin… Alırsın, faturanı, fişini, makbuzunu, irsaliyeni… Ben gördüm(!), sen de görürsün(!) işini! Sen iyice saf, saf da değil, torik belledin beni. Az kaldı, tanırsın beni. Sandık muhasebesinde! Sen, tanımamışsın, bin yıllık Ahi’yi! Ve emekçi dâhiyi!
|