Sait Kapıcıoğlu
Beklenen beyaz martı Ege göründü Yason’dan,
Yanaştı koya,Fener, Asarkaya, Çakırtepe,
Saldı zinciri, verdi yüzü karayele,
Kayıklar, köfteciler, ümitle beklediler duracağı yerde.
Yaşar Kaptan Motoru hazırdı yüküyle,
Fındık çuvalları, elma sandıkları, koyunlar,
Tahta bavullu öğrenciler, askerler,
Beyaz mendiller yetmiyor, akan göz yaşlar,
Karadeniz kabarıyor pınar gibi seller..
Kel Cemal Cezmi kurdu köftenin tezgahını,
Topcu tanıtıyordu naralarla dondurmayı,
Hüzünlü bakışlı uzak gurbetçiler,
Ünye’yi tadarken söyledikleri methiyeler.
Üzeri yapraklı kiraz, dut taflan, türbe eriği sepeti,
Sarılmıştı tefeklere sarmalar, dolmalar,
Yaşlı gözlerlerle martılara bakıyordu bir öğrenci,
Seyrediyordu çamlıktan batan akşam güneşi.
Bir çocuk ağlıyodu el sallayan babasına,
Ekmek teknesi işe, giderken umuda ,
Çökelek peyniri, kavrulmuş fasulye turşusu,
Yumurta dövüşleri, bakraçlar, Çataltepe gazozu,
Küpten kepçe ile çekilen ekşili ayranlar.
Domates, macir üzümü, limon armudu,
Sinap elması diliniyor Sürmene kamasıyla,
Döşekler seriliyor güverteye, kafalar bitişik yastıkta,
Kemençeler akortta horon için kıç üstü direkte.
Çoktan çıkmışlar kaptan köşkündeki gösteriye,
Kırk metreden diktepe atlıyor Burunucu gençleri,
Bekir Usta patellası uğurluyor liseye,
Mahalleden arkaşları Dıngıl Çavuş Sait’i.
Bu cümbüşte anlaşılmadı vedanın hüznü,
Gemideki körpeler arandılar anaları- babaları,
Ne zaman hareket naraları duyuldu,
Güvertede sele gitti göz yaşları.
Laz Kemal haykırdı:” Uy kaptan gemi kaçta kakay,”
Kaptanın cevabı çok tembelce ve kısa:
“Yediye kömür alay, sekize demir alay, dokuza kakay,”
Yaşar Kaptan yırtınıyor emirlerle gemi demir alırken.
Filikalar çekilir, alatlar atılırken motora,
Kimse kürek çekmez , yalpalanırken gemi dalgasında,
Duman sardı topyanını, çamlığı poyraz eşliğinde,
Veda saati başlıyordu yaşamın enginliğinde.
Üç veda düdüğü, iki kelime:
“Allahaısmarladık Ünye”,
“Kendine iyi bak yavrum,
Mektubu esirgeme”.
Önce silindi kıyılar, sonra kayboldu Kümbettepe,
En son kayboluyor, yüzler, çakmak gözlü analar,
Hayalleri yerleşti kafaya, yüreklere ,
Sevgiler, coşkular, anılar, ağlatan vedalar.
Bir güzellikle ilerliyordu Ege, yolsuz denizde,
Sonsuz bir umut vardı ıssız sahillerde,
Bir dünya vardı ü-topik, hümanist canlılarla,
İnsanları severim çevredeki doğası ile,
Antropoloji ile kurduğum coşkulu iletişimim,
Bu günüm ve geçmişim el ele gider,
Evrenin hücreleri için söyleyemediğim,
Tanrı ışıgında güzellikleri hissederim.
Ege ile koptuğumuz Ünye’ye,
Yıllar sonra dönülecek omuzlarda, 2 metrelik filikayla,
Koyduklarında musalla taşına,
Geçenler soracak “bu kimdir, ne yapmış Ünye’ye,”
“Bu bir hocaymış” deyip geçerlerse eğer,
Belki bilmezler Ünye için yaptıklarımı,
Söylemeye gerek yok, her şey bilinir Allah indinde,
Vatan için, haykırırım “hoşça kal Ünye” diye.
|