Zeynep Tokgöz
Kuzuları kurtların kaptığı, kimsenin hatır için kimseye yardım etmediği Sultanlar şehri İstanbul da Ünye’li olmanın tüm kapıları açacağını hiç düşünmemiştim. Tıpkı dünyanın neresine giderseniz gidin bir Türk ile karşılaştığınız gibi İstanbul’da da adım başı bir Ünyeli ile karşılaşma ihtimaliniz var.
Sarıyer’deki evimizden Beşiktaş’a taşındığımız şu günlerde hep bize sorun çıkaracağını düşündüğümüz detayları güzel memleketim sayesinde hiç sorunsuz halletme imkanı bulduk. Tesisatçıyla konuşurken söylenen bir “hadi daa”, Digitürk görevlisinin isminin “Mıstafa” oluşu, nakliyeciye “Erük yermisin” diye sormuş olmak, yaşadığımız tüm sıkıntıları çözdü. Hatta bir seferinde klimacıyla kabloyu uzattırmak için mücadele ederken, hatta tam da kapışmak üzereyken, telefon çaldı ve annemle Ünye lafı geçen bir görüşme yaptık. Ben telefonu kapatmadan klimacı kabloyu çoktan uzatmaya başlamıştı bile. Kız kardeşi Ünye’ye gelin gitmiş. “Abla daha önce niye söylemedin ben Ünye’liyim diye” diyerekten kablomuzu uzattı hem de işçilik parası da almadı. Bizlerin insanlığına, misafirperverliğine hayranlığını anlatmaktan nasıl bir haz aldığını görmeliydiniz.
Bu ve bunun gibi bir sürü Ünye’li olmak avantajları yaşamaktayız ailecek İstanbul sokaklarında. Annemin Marmara Üniversitesinde gittiği KBB doktorundan tutun, Cevahir Alışveriş Merkezi’ndeki güvenlik görevlisine kadar memleketimin güzel insanları hayatlarımızı kolaylaştırmayı sürdürüyor.
Son zamanlarda bir işte başım sıkıştığında acaba Ünye’nin içinde geçtiği bir cümle mi söylesem diye düşünmüyor değilim.
Şaka bir yana Karadeniz’in Paris’i, gönlümün incisi, uzaktaki yakın oluveriyor birden. Karşılaştığım bu insanların içindeki duygu ortak. Herkes Ünye’ye hasret. Çam kokulu sahilleri, Karadeniz’in gerdanına kondurulmuş bir gerdanlık gibi duran zarif koyu, tül gibi kumsalı, yemyeşil doğası. Ve en önemlisi insanı. Fırıncısı, kayıkçısı balıkçısı.
Ömer Bedrettin Uşaklıgil’de bizim gibi Ünye’ye hasret düştüğünde bir şiir yazmış ya hani, aynen öyle işte tüm İstanbul’daki Ünye’lilerin hisleri...
.........
Bir gün nehirler gibi çağlayarak derinden, Dağlardan, ormanlardan sana akacak mıyım? Ey : Deniz şöyle bir gün sana bakacak mıyım? Elma bahçelerinden, fındık bahçelerinden.
|