musakiroğlu@mynet.com
Yaklaşık bir ay çok sevdiğim bir dostum telefon açtı. Üniversitede okuyan çocuğunun yazı yazmayı sevdiğini, bazı yazılarını internette yayınladığını, bunları okuyup bir değerlendirme yaparsam sevineceğini söyledi.
Ben oldum olası yazı yazmak isteyen gençleri sever, elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışır teşvik ederim. Bu arkadaşımın çocuğunun yazılarını da bu anlayıştan hareketle açtım internette yayınlanan yerden okudum.
Yazdığı yazıların konusu daha çok gençleri ilgi alanına giren bir konu.. Çok bir şey anlamam, bir değerlendirme yapmam da mümkün pek mümkün değil zaten. Ancak genç yazarın kalemi gayet iyi.. Anlatımı güzel. Yazılarını, günlüklerde kullanılan anlatımla deneme tarzında yazmış sanki. Kullandığı dili de çok beğendim.
Sonrasında arkadaşımın bürosuna uğradım. Çocuğunun yazıları hakkındaki kanaatlerimi aktardım. Arkadaşım, bir baba olarak sevindi, gözlerinde çocuğu ile gururlanmanın ışığı belirdi. Bana, “Sizin gazete ya da dergide yazabilir mi? Eğer yazarsa sevinirim” dedi.
Ben de kendisine, yazdığı yazılardaki konunun bizim yayın alanımızdan farklı bir atmosferi yansıttığını söyledim. Eğer Ünye ve bölgemizle ilgili yazılar yazar da gönderirse bakar değerlendiririz dedim.
Arkadaşım çocuğuna telefon açtı, görüşmemizi anlattı. Beni tanıttı, görüşmesini söyledi, telefonu bana uzattı. Kendisine kaleminin iyi, yazım tekniğinin gayet güzel olduğunu belirttim. Eğer Ünye ve bizim bölgemizle bağı olan, buraları ilgilendiren bir konuda yazar da gönderirse yayınlayabileceğimizi söyledim.
Verdiği cevapta, Ünye’nin kendisini hiç ilgilendirmediğini, böyle bir konuda yazacak bir şeyi olmadığını söyledi.
Ben, böyle bir cevabın babasını çok üzeceğini bildiğim için, (çünkü babası tam bir Ünye sevdalısı, Ünye aşığıdır) bir şey hissetmesin diye “Tamam olur, sonra görüşürüz” dedim.
Babası, “Tamam” dememden hareketle, “Yazacak öyle mi, çok sevindim” dedi. Ben de, “Yazar da gönderirse değerlendiririz” sözümü tekrarladım.
********** ********** **********
Ünye’de doğan, yetişen özellikle yükseköğrenim için dışarıya giden bazı gençlerde bu var. Benim iki çocuğumda da bu vardı. Ünye’ye bir tepki içinde oluyorlar. Sanki Ünye onlar için bir şey ifade etmiyor.
Ben başkasına ve topluma madden ve manen zarar vermeyen her düşünceye saygı duyarım. Dolayısıyla Ünyeli olup ta Ünye’ye aşık gençlere saygı duyduğum gibi, tepki duyan gençlere de saygılıyım. Bu yüzden kendi çocuklarıma “Niye Ünye’ye karşı tepkilisiniz?” diye kızmadım. Arkadaşımın çocuğuna da öyle..
Dün, belediyede bir ziyarette ettiğim sohbette de belirttim. Bir insan doğduğu, büyüdüğü, “Memleketim” dediği yeri ne kadar benimser.. Kendisini oraya ne kadar “ait” hisseder.. Orayı ne kadar çok sever.. Orasını ne kadar daha fazla güzel ve kıymetli bulursa o kadar şanslıdır.
Niye şanslıdır? Çünkü “ait olma” dediğimiz “aidiyet” ya da “mensubiyet” duygusunun insan için ne kadar gerekli bir duygu olduğunun bilimsel açıklamaları vardır.
Bu duyguları hissetmeyen, bu duygulardan uzakta olan insanlar farkındadır ya da değillerdir kendilerini yalnız hisseder, güçsüz hissederler. Çevrelerine karşı ürkektirler.. Erkenden içlerine kapanmış, sosyal hayattan uzaklaşmış, bireyselleşmiş, bencilleşmişlerdir. Eğer henüz böyle değillerse de zaman içinde böyle olmaya adaydırlar. Bunu bilim böyle söylüyor. Aslında bilimin böyle söylediğini bilmesek de gözlemlerimiz ve tecrübelerimiz bunun böyle olduğunu çok açık gösteriyor.
Bütün bunlardan sonra bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Bu yazı önceki gün bizim gazetede yayınlandı. İşte, benim de çok beğendiğim o yazı:
Ünyeli Olmak
Zeynep Tokgöz
Kuzuları kurtların kaptığı, kimsenin hatır için kimseye yardım etmediği Sultanlar şehri İstanbul da Ünye’li olmanın tüm kapıları açacağını hiç düşünmemiştim. Tıpkı dünyanın neresine giderseniz gidin bir Türk ile karşılaştığınız gibi İstanbul’da da adım başı bir Ünyeli ile karşılaşma ihtimaliniz var.
Sarıyer’deki evimizden Beşiktaş’a taşındığımız şu günlerde hep bize sorun çıkaracağını düşündüğümüz detayları güzel memleketim sayesinde hiç sorunsuz halletme imkanı bulduk. Tesisatçıyla konuşurken söylenen bir “hadi daa”, Digitürk görevlisinin isminin “Mıstafa” oluşu, nakliyeciye “Erük yermisin” diye sormuş olmak, yaşadığımız tüm sıkıntıları çözdü.
Hatta bir seferinde klimacıyla kabloyu uzattırmak için mücadele ederken, hatta tam da kapışmak üzereyken, telefon çaldı ve annemle Ünye lafı geçen bir görüşme yaptık. Ben telefonu kapatmadan klimacı kabloyu çoktan uzatmaya başlamıştı bile. Kız kardeşi Ünye’ye gelin gitmiş. “Abla daha önce niye söylemedin ben Ünye’liyim diye” diyerekten kablomuzu uzattı hem de işçilik parası da almadı. Bizlerin insanlığına, misafirperverliğine hayranlığını anlatmaktan nasıl bir haz aldığını görmeliydiniz.
Bu ve bunun gibi bir sürü Ünye’li olmak avantajları yaşamaktayız ailecek İstanbul sokaklarında. Annemin Marmara Üniversitesinde gittiği KBB doktorundan tutun, Cevahir Alışveriş Merkezi’ndeki güvenlik görevlisine kadar memleketimin güzel insanları hayatlarımızı kolaylaştırmayı sürdürüyor.
Son zamanlarda bir işte başım sıkıştığında acaba Ünye’nin içinde geçtiği bir cümle mi söylesem diye düşünmüyor değilim.
Şaka bir yana Karadeniz’in Paris’i, gönlümün incisi, uzaktaki yakın oluveriyor birden. Karşılaştığım bu insanların içindeki duygu ortak. Herkes Ünye’ye hasret. Çam kokulu sahilleri, Karadeniz’in gerdanına kondurulmuş bir gerdanlık gibi duran zarif koyu, tül gibi kumsalı, yemyeşil doğası. Ve en önemlisi insanı. Fırıncısı, kayıkçısı balıkçısı.
Ömer Bedrettin Uşaklıgil’de bizim gibi Ünye’ye hasret düştüğünde bir şiir yazmış ya hani, aynen öyle işte tüm İstanbul’daki Ünye’lilerin hisleri...
.........
Bir gün nehirler gibi çağlayarak derinden, Dağlardan, ormanlardan sana akacak mıyım? Ey : Deniz şöyle bir gün sana bakacak mıyım? Elma bahçelerinden, fındık bahçelerinden.
********* ********** **********
Evet, aramazı yeni katılan Ünyeli genç yazarın duyguları bunlar. Aidiyet ya da mensubiyet duygusu taşımanın insanın maddi ve manevi hayatında yarattığı gücü ve onun üstünde yükselen mutluluğu ne kadar güzel dile getirmiş Zeynep Tokgöz.
Aramıza hoş geldin Zeynep.. Bu duyguların, bu gücün ve mutluluğun hep seninle olsun.
|