musakiroğlu@mynet.com
Hafta sonu Kültür ve Turizm Bakanı hemşerimiz Sn. Ertuğrul Günay Ünye’deydi. Sn. Bakan Çakırtepe’den Ünye’ye bakmış, “Bu ne güzellik, aman nazar değmesin” demiş.
Şöyle geriye doğru baktığımda bu tür benzer sözleri zamanın Kültür ve Turizm bakanlarından merhum Sn. Mustafa Taşar’dan, Sn. Namık Kemal Zeybek’ten, Sn. Erkan Mumcu’dan da duymuştuk.
Ancak Ünye’ye hayranlığını belirten bu bakanlardan Ünye’ye hiç bir hizmet akışı olmamıştı. Sadece övdükleriyle kalmışlardı.
Bir önceki Kültür ve Turizm Bakanı Sn. Atilla Koç ise (hani sürekli uyuduğu söylenen, bu yüzden uykuda sanılıp, pek bir şey anlamadığı sanılan bakan) Ünye’ye geldiğinde, öyle hayranlık falan belirtmemişti. Ancak o bakan, o Atilla Koç ne yaptı biliyor musunuz? Ünye’ye geldiğinde gitti Ünye Kalesi’ni gezdi, inceledi. Ve Kale’ye, tarihinde gelmeyen parayı gönderdi, hizmet verdi. Ünye Kalesi’nde, ilk kez çok kapsamlı bakım, temizlik, restorasyon yaptırttı. Kale biraz olsun kale kılığına girdi Sn. Bakan sayesinde.
Demek istediğim şu:
Kim ki geliyor, Ünye’ye hayran kaldığını söylüyorsa ondan bir şey çıkmıyor. Tersine kim ki geliyor da hayranlık falan ifade etmiyorsa ondan fayda oluyor!
Sn. Bakan Ertuğrul Günay da Çakırtepe’den aşağı Ünye’ye övgüler düzmüş. Başkasını bilmem ama bu övgü beni işkillendirdi ve “Acabola Sn. Bakan da mı Ünye’ye hizmet vermeyecek?” dedirtti. İnşallah bu sefer tersi olur.
Ha, bir de Sn. Bakan’ın gazetemizde de haberi yapılan bir sözü verdi. Haberde, Sn. Bakan’ın Ünye Kalesi’ne 1 trilyon lira destek sözü verdiği yazıyordu. Sahi, Sn. Bakan Ünye’de iken bu paradan hiç söz edildi mi?
Akıla mı gelmedi, gözden mi kaçtı? Yoksa, “Gider Ünye’yi över, unuttururum” diye düşünüldü de, o yüzden mi Ünye övüldü? Bir açıklaması olmalı..
* Bu aylar, Ünye’de dinlenme ayı olmaktan çıktı
Haziran’da okulların kapanmasının ardından tatil ayları başlar. Temmuz, Ağustos derken Eylül’ün onbeşine kadar süren bu aylarda Ünye kalabalıklaşır.
Gerek Ünyeli gurbetçilerimizle gerekse Ünye’ye tatile gelen yabancılarla bu üç ayı birlikte yaşarız.
Bunların bir kısmı köylerine gelir, bağ bahçelerinde kendilerini bekleyen işlerini yapar, fındıklarını toplar dönerler. Dinlenmişler midir, yoksa daha mı yorulmuşlardır tartışılır..
Ünye’ye gelenlerin bir diğer bölümü ise tatil yapmak, dinlenmek için gelirler. Amaçları geçen bir yılın yorgunluğundan kurtulmak, gelecek sezonun yoğunluğuna hazırlanmaktır.
Peki, tatil için niye Ünye’yi seçerler? Bunların maksadı kafasını dinlemek, ruhunu sakinleştirmek.. Üzerindeki yorgunluktan, bezginlikten kurtulmaktır. Ancak bizim Ünye buna eskiden uygundu. Şimdi işler değişti. Ünye’de özellikle şehir merkezimiz bu aylarda aslında hiçte öyle dinlenmeye müsait değildir artık.
Çünkü, gürültü Ünye’yi teslim almıştır. Gürültü kirliliği Ünye’yi tatil, dinlenme şehri olmaktan çıkarmış, tersine daha da yoran şehir haline sokmuştur.
Zaten doğal bir körfez-koy kenarında bulunan Ünye’de, çıkarılan bütün sesler bu körfezin çanağında birikerek büyümekte, korkunç bir gürültü kirliliğine dönüşmektedir.
Gün boyu 24 saat sürekli bir uğultu vardır Ünye’de. Daha çok sahil boyunda hissedilen bu uğultunun sürekli etkisi altında kalmak bırak dinlenmeyi, tatil yapmayı insanı çıldırtıp deli eder, geri öyle gönderir.
Zaten yoğun trafikte araçların çıkardığı uğultu tek başına sorunken, buna düğün konvoyları, karşılama-uğurlama konvoylarının korna sesleri de katılınca.. Hele bir de bu aylarda sahil boyu müzik sesleri.. Düğün, havai fişek gürültüleri de eklenince karman çorman hale gelen ses yumağı korkunç bir gürültü kirliliğine dönüşüyor.
Hadi bakalım gel de tatil yap, dinlen bu şehirde.
Ne arasın.. Ünye dinlenilecek, tatil yapılacak bir şehir olmanın artık çok uzağında.
|