ecevit.osman@gmail.com
Değişe, değişe yamalı bohçaya dönen anayasamızın bir kısmının daha değişmesi için, 12 eylül 2010 tarihinde referandum için sandık başına gideceğiz. Yalnız, bu referandumun diğerlerinden değişik bir tarafı var. Sanki, bu referandumda anayasamızın maddelerinden daha çok 12 eylül’ü onaylama veya onaylamama durumuna getirdik. Eğer, anayasanın değiştirilmek istenen bu maddelerine “evet” derseniz, 12 eylül karşıtı, “hayır” der iseniz 12 eylül’ü onaylayanlar grubuna gireceksiniz. Şimdi, kısaca tarihi bir hatırlatma yapalım. 12 eylül anayasası zaten, Nasrettin Hocanın tavşan çorbası misali “suyunun suyu” kıvamındadır. Bu bir tarafa, 12 eylül Anayasası % 92’nin üzerinde bir oy çoğunluğu ile kabul edilmişti. 1982 yılından bugüne geçen süreyi aşağı yukarı bir nesil kabul edecek olur isek (normal bir nesil süresi için 30 yıl kabul edilir), 1982 anayasasına kabul oyu verenlerin en az % 60’ın üzerinde sağ ve salim olarak karşımızdadır. 1982 yılından sonra doğanlar ve18 yaşın üzerine gelenler oy verecek olan 20-25 milyonun üzerindeki bir seçmen kitlesini meydana getirecekleri ortadadır. Bu genç nesil ile, daha önce 1982 Anayasasına evet oyu verenlerin % kaçının “evet” veya “hayır” oyu vereceklerini tahmin etmek zordur. Zira, Ülkemizde oy verme sloganlar ve popülizm üzerine inşa edilmiş olduğu için tahminler çoğunlukla doğru çıkmamaktadır.
Ülkemizde dikkatlerden kaçan diğer bir husus ise, 1924 anayasamızı bir tarafa bırakacak olur isek, 1961 ve 1982 anayasaları askeri müdahalelerin sonucu ortaya çıkmıştır. 1960 yılından 2010 tarihine kadar geçen yarım asırlık süre içinde, askeri idareler 5 yıl kadar başta kalmalarına ve 45 yıl sivil idarelerle Türkiye idare edilmiş olmasına rağmen, sivil anayasa yapılamamıştır. Çoğunlukla sivil anayasanın yapılamayışından askeri vesayet sorumlu tutulmuştur. Yalnız, ben aynı kanaati taşıyamıyorum. Zira, şekilsel olarak iktidarda olmak, muktedir olmak anlamına gelmiyor. İktidarda olan, fakat muktedir olmayan bir çok siyasi oluşumlar ve imzalamadığı kararı daha sonra, bir albayla gönderilerek imzalattırılan başbakanlar olmuştur. Demokrasilerde esas olan ya gereği yapılır veya gereği yapılarak istifa edilir. Başka alternatif yoktur. İktidarda olup, vesayetten bahsetmek abesle iştigâldir.
Şimdi de, sivil anayasa veya niçin bu anayasanın değiştirilmediği üzerinde durmak isterim. 1982 yılından bu yana geçen 28 yıllık süreç içinde, iktidarı ve muhalefeti ile hep şikâyet edilen anayasa değiştirilemez miydi ? Elbette, değiştirebilirdi. Değiştirilmemesinin veya değiştirilmek istenmemesinin de sebebi vardır. Eğer, iktidar ve muhalefet olarak anayasayı değiştirerek bir sivil anayasa yapacak olur iseniz, hep topun ağzında olacak ve çıkardığınız anayasa sebebi ile tenkide maruz kalacaksınız. Bunu iktidar da ve muhalefet de göze alamamaktadır. Hep mağdura oynamak ve bunu oya tahvil etmek kolay bir yöntem olarak ortaya çıkmaktadır. Sivil anayasa ile bütün meseleleri hallettiğiniz zaman geriye tenkit edilecek bir şey kalmamaktadır. Ama, bir şeyi devamlı gündemde tutarak oy kazanma yolu kolaydır. Bunu çok iyi bir örnekle açıklamak isterim. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunundan birçok iktidar şikayet etmiştir. Ama, Yükseköğretim Kanununu hakkındaki anayasa maddelerini değiştirmek teşebbüsünde bulunulmamıştır. Birçok başbakanın meydanlarda bu kanun hakkında neler söylediğini hatırlıyorum. Yalnız, bu siyasilerimiz cumhurbaşkanı olunca, her şey hemen sütliman oluyor ve bu kanun hakkında tek bir kelime edilmiyor. Üniversite, YÖK ve Cumhurbaşkanlığı üçgeninde, Milli Eğitim Bakanlığı veya Başbakanlığın olmasını isteyenlerden şimdi hiç şikayetin gelmediğini görüyorum. Mesele, ülkemizde bir şeyin demokratik veya antidemokratik olması meselesi değildir. Ülkemizde esas olan bütün kademelerde inisiyatif elinizde olduğu zaman, kanunlar antidemokratik olmuş, olmamış bunun önemi yoktur. Ülkemizdeki demokrasi anlayışı budur ve hep sorunları çözme yerine, iktidarda olsan bile mağdura oynayarak bunu oya çevirmek üzerine kuruludur.
Bu Ülkenin insanı gerçek demokrasiyi hak etmiştir, artık vakit geçirilmemelidir. Saygılarımla.
|