ecevit.osman@gmail.com
Etraf toz duman, her gün yeni olaylar dizisi ile uyanıyoruz. Bütün bunlar bize şunu gösterdi ki, özellikle televizyonlarda gördüğümüz kadarı ile Ülkemizde ne kadar da uzman varmış. Ben bunun bu kadar çok olduğunu tahmin edememiştim. Yunus Emre’nin “Üç bilgi ile oldu uzman” dediği gibi, uzmanlar çoğaldı. Ben amatör olarak şunu bilirim: Anayasamızda; yasama, yürütme ve yargı erkleri ve bunların görevleri tayin ve tarif edilmiştir. Bunun ötesi bizleri alakadar etmez, etmemelidir. Durum budur ve konuları bu içerik içinde mütalaa etmek ve analiz etmek gerekir. Sözde uzmanın birisi konuşmaya başlarken, anayasanın 1980 yılının sonucu olduğunu ve bu itibarla öncelikle anayasanın değişmesi gerektiği; diğer birisi yargı ile ilgili konuşmaya başlayınca, yargı reformuna ihtiyaç olduğunu; üniversite ile ilgili konuşurken, anayasa ve yüksek öğretim yasasının değişmesi gerektiğinden bahsediyor. Öncelikle şunu beynimize yerleştirmeliyiz ki, bir konuda konuşulması istendiği zaman, sadece o konuda konuşmayı beceremiyoruz. Hemen Adem ile Havva’dan bahsetmeye ve cami ne kadar büyük olur ise olsun, hoca bildiğini okur misali, bildiğimizi okuyoruz.
Elbette, Anayasamız olağanüstü koşuların sonucu olarak kabul edilmiştir. Referanduma da sunulmuş ve o günün akil insanları da bu anayasaya alkış tutmuşlardı. Ben anayasanın okuduğum maddelerinden amatörce ancak anlam çıkarabilirim. Onun nasıl olması gerektiği üzerinde fazla bir bilgim de yoktur. 1960 yılı, 27 mayıs sonrasında yapılan Anayasa ve 1980, 12 eylül sonrasında yapılan Anayasaları çok iyi hatırlıyorum. Her iki Anayasa da, askeri müdahalelerin sonucudur. Fakat, birisinin suç saydığını diğer saymaz ve önemli farklılıkları da ortaya koyar. Bunun yanında 1980 yönetimi, bütün suçu da 1960 sonrası yapılan Anayasaya yüklemiştir. Televizyonlarda izlediğim oturumları ve konuşulanların tümü ise, laf salatasıdır. Eğer, çok açık olarak ortada olan bir konunun anlaşılmaz hale gelmesini istiyorsanız, bunu uzmanlara ve bilim adamlarına havale ediniz.
Dikkatimi çeken diğer bir husus ise bütün suçun kanunlara çıkarılmasıdır. Hep kanunların arkasına saklanarak, esas olarak insanların yaptığı hatalardan aklanmağa çalışıyoruz. Ben bütün suçu insanlara, idare edenlere ve yargı erkinde görevli olanlara buluyorum. Bunun sebebi ise çok doğal olarak ortadadır. 1960, 1971, 1980, 1987 ve 2007 yıllarındaki yaşananlarla birlikte, Türk siyasi ve bürokratik yaşamı çok darbeler almış ve bunu sonucu olarak devlet idaresi, fazlaca yetenekleri olmayan ve devlet idaresinin ne demek olduğunu bilmeyenlerin inisiyatifine kalmıştır. Cumhuriyet ve özellikle demokrasi fazilet idaresidir, faziletli insanların idaresidir. Bu olmadığı için, Ülkemiz giderek bir kaos ortamı içine doğru sürüklenmektedir. Ortada akil insanlar yoktur, onlar kenara itilmiştir, arada sırada konuşsalar da bunlar dikkate alınmamaktadır. Lütfen, hata yapan ve bunları bilen insanlara sorunuz. Onlar yaptıkları hatalardan ders çıkararak, hata yapmamayı öğrenmişlerdir. Bizim buradaki en büyük hatamız, siyasi ve bürokratik olarak devamlılığı beceremediğimizden kaynaklanmaktadır. Bir sonraki gelen ise, bilmediğini bilmeden öğrenmeğe çalışıyor, ama öğrendiği zaman ise ona ihtiyaç kalmıyor. Bunu bir örnekle açıklamak isterim:
1980 yılından sonra yapılan anayasamız ile birlikte kabul edilen 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu, hep tenkit edilir, tenkit edilir, ama hiç değişmez. 1980 yılından sonra, aşağı yukarı 30 yıl içinde şunu gördüm. Kimi başbakanlar 2547 sayılı kanunu tenkit ettiler. Ama, Cumhurbaşkanı olunca da bu kanunun çok iyi olduğunu kabullendiler. Bizdeki hastalık, erkler elimizde olunca, antidemokratik olsa bile, kanunlar çok iyidir. Erk elimizde olmayınca da bu kanunlardan kötüsü yoktur. Elbette, kanunlar günün koşullarına göre değiştirilecektir ve değiştirilmelidir. Ülkemiz için en iyisi ne ise onu yapalım, bunu yeri ise TBMM ‘dir. Benim düz düşünen aklımın yolu budur. Lütfen, laf ebesi olanlar ne konuştuklarını bilmelidirler.
Selimin bir yerlere gitmediği ve akıl ile beraberce olduğu, akl-ı selimin hükümran olması dileği ile saygılarımı sunarım.
|