">

Anahtar Teslimi 80-95 Bin YTL'ye, Anahtar Teslimi, Merkezi Kalorifer Sistemli, Otoparklı,Çevre Düzenlemesi Bitmiş, 150m2 Lüks Dupleks Daireler/ ELİTKENT'te tel: 0532 337 48 50 ÜNYE
Şirin Ünye Gazetesi
Sık kullanılanlara ekle Anasayfam yap                6  Eylül 2010


Oney Kids
0-10 Yaş Çocuk giyimi
Toptan-Perakende
Sitemiz sizce nasıl?

Fena değil !  1409 % 36,00
 
Güzel !  406 % 10,00
 
Çok Güzel !  2104 % 54,00
 

3919 oy kullanıldı.
Ordu'da trafik kazası: 5 yaralı
Hızarbaşıgünlük sakinleri feryat ediyor…
Ak Parti Gençlik kolları iftarda buluştu
Hamarat, vatandaşları bilinçli görmekten mutlu olduğunu söyledi
Belediye yol yapım çalışmaları devam ediyor
AB'den ODÜ'nün projesine 225 bin Euro
Gözler Doğu Karadeniz'de

Isim:
Mail:


Yeniliklerden ilk sizin haberiniz olsun.


[ Detaylı arama yap ]
Alis
Satis

DOLAR

AVRO

online 1
bugün 488
toplam 1475680

Habercilikte Son Nokta
Editör yazı-yorum
Yazan editor: [ Misafir Kalem ] Editöre mesaj gönder
Bütün haberlerini listele
Bütün yazı-yorumlarını listele

Bir yüksek okul furyası aldı başını gidiyor
Tamer Uysal

Bir yüksek okul furyası aldı başını gidiyor. İkizce, Akkuş, Çaybaşı derken bu yarışı Tekkiraz bir sıfır önde götürüyor. Darısıdiğerlerinin başına. Ancak bu konuda acizane biz de iki kelam edelim.


Her şeyden önce dünyadaki üniversiteleşmeye baktığımızda gerek üniversitelerimizi, gerekse de öğrenci sayılarımızı artırmamız gerekmektedir. Genel nüfus içinde 25-34 yaş arası yüksek öğretim mezunu OECD ülkeleri ortalaması yüzde 32 iken Türkiye’de bu oran yüzde 12. Buna göre Türkiye’nin şu anda 8 milyon olan üniversite mezunu sayısını 15 milyona çıkarmak gerekiyor. Avrupa ülkelerine de baktığımızda, üniversiteleşmede ve üniversitede  okuyan öğrenci sayılarında oldukça geriyiz. Bugün Türkiye’de vakıf üniversiteleri ile birlikte 141 üniversite var. Bunun 94’ü devlet üniversiteleri. YÖK’ün hedefi bu sayıyı 200’e ulaştırmak. Sebep açık. Yukarıda ifade ettiğim rakamlara ulaşmak. Bu bütünsel anlamda bakıldığında doğrudur. Bununla birlikte, lisans mezunlarını istihdam etmede de OECD ülkeleri arasında oldukça geri durumdayız. OECD ülkelerinde lisans mezunlarının istihdam ortalaması yüzde 82 iken bizde yüzde 36. Demek ki mezun ettiğimiz her 100 gençten 36’sını istihdam edebiliyoruz. Bugün birçok branşta mezun öğrenci iş bekliyor. Konuya bu cepheden değil de, Üniversite bir istihdam kapısı değildir, bir üst öğrenim kurumudur, diye bakılırsa o zaman meseleye başka yönden bakmak gerekir.


                Bir yerleşim yerine fakülte veya yüksekokul açmanın bir standardı var mıdır? Yoksa isteyen istediği yere bu bölümleri açabiliyor mu?  Üniversite senatosunun hangi bölümlere ihtiyaç olduğu ve bunların nerelere açılacağına dair bir planlaması yok mudur? Bir ilköğretim okulu veya lise açmıyoruz (Onun bile bir kriteri var) yüksek okul veya fakülte açıyoruz.


                Artık eğitilmiş insan gücü potansiyel bir güç. Ancak diploması olan değil, nitelikli eğitim almış insan gücü çok önemli. Globalleşen dünyada ve sektörel yapıda artık en iyilerin yarıştığını hepimiz biliyoruz. Buna ayak uyduracak kalitede öğrenciler yetiştirmemiz gerekmez mi? Bir yabancı dilin yetersiz, ikinci yabancı dilin son derece zorunlu olduğu bir çağı yaşıyoruz. Devşirme binalarda, yetersiz eğitim elemanı, güçlü sosyal ve kültürel aktivitesi olmayan ortamlarda nasıl bu çağı yakalayacağız? Dünya ile yarıştığımız, ilk 500 üniversite arasında üç üniversitemiz var. Onlarda ODTÜ 390.sırada, Boğaziçi 455.sırada, Bilkent 489.sırada (Haziran 2008 verisi).


   Bir de öğrenci cephesinden bakacak olursak: Bir şehre üniversite okumak için gelen öğrencilerin birtakım beklentileri vardır, özlemleri vardır. Bir insanın en zinde dönemi üniversitede geçiyor. Okuma ve araştırmaya yoğunlaşılan dönemdir bu dönem. Kültürel ve sosyal aktivitelerin yoğun yaşandığı dönemdir. Bu dönem üniversitede okumaya anlam katan bilgi ve becerinin geliştiği dönemdir. Aileler çocuklarını bir hevesle üniversiteye gönderirken, çocuğunun alacağı eğitimin gelecek yaşamında ciddi etkisinin olacağını düşünüyor. Ancak öyle fakülteler var ki, çocuk profesör yüzü görmeden mezun oluyor. Araştırma görevlileri ve Milli Eğitim destekli eğitim elemanları bu fakülte ve yüksek okullarımızda eğitimi kör-topal sürdürmeye çalışıyor. Düşünelim 75 bin nüfuslu bir şehirde yaşıyoruz. Bir fakültemiz, bir yüksek okulumuz var.  Burada okuyan öğrencilerin beklentilerini bu şehir ne kadar karşılayabiliyor? Yeni açılacak yerlerde bu imkanları ne kadar sunabileceğiz? Öyle düşünüyorum ki, bu işler siyasi istekler veya yöresel heveslerle olacak şeyler değil.


   Şunu anlayabilirim : Bizim yüksek okula ne katacağımız önemli değil, önemli olan yüksek okulun bize ne katacağı düşüncesi ise, doğrudur. Bir katma değer sağlayacağı muhakkak.  Esnafa, ev sahibine, yörenin hareketlenmesine dolayısıyla bereketlenmesine, sosyal değişim ve dönüşümüne katkısı olur. Endişem; evinden barkından kopup üniversite okuma hayaliyle gelen genç ne ile karşılaşacak,  nasıl bir ortamda kimden ders alacak? Bu alt yapılar sağlıklı kurulabiliyor mu veya kurulabilecek mi? Bir nesil yetiştiriyoruz. Göç yolda düzülür mantığı ile eğitim olmaz. Bir nehirden akan su ikinci defa akmaz. Olsun, böyle böyle düzelecek diyemeyiz. Derdim; kaliteli ortamlarda nitelikli hocalar eliyle, nitelikli eğitimin verilmesi.  Yoksa  fakültenin açılıp açılmaması, yüksek okulun nereye, nasıl yapılması değil.


Alt yapısı güçlendirilmeden bir hevesle yapılan bu çalışmalar gecekondu ve tabela okullarından öteye geçemeyeceğini ifade ediyorum. Ülkemizin kalkınmasında sayısı yüksek nitelikli insana ne kadar ihtiyaç olduğunu hepimiz biliyoruz.


 


 

11 Mart 2010 - 14:06:46 - 179 günlük
Ekleyen editör:
Misafir Kalem

[26] kere okundu [0] yorum [Yazdır]

Bu haberyazı-yorum için henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak ister misiniz?

[ Yorum yap ]

2006 © www.cyctechweb.com made by CyCTECH Applications